Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Ankara mitinginde “dedelerden talimat dönemi bitti ifadelerine Hacı Bektaş-ı veli derneği başkanı Kenan Akpınar’dan tepki geldi. Akpınar, bu dedelik talimat değil, ikrar, rızalık ve yola hizmet yoludur. Başbakanın b
Akpınar, Başbakanın Ankara mitinginde, dedelik gibi önemli bir Alevi kurumunu istismar eden konuşması tam anlamıyla bir ayrımcılık ifadesi ve suçtur. AKP hükümeti tarafından Alevilere yönelik sürdürülen ayrımcılığın ve ötekileştirmenin, siyasal İslamcı bir gelenek olduğunu Başbakan Erdoğan, Sincan mitinginde bir kez daha göstermiştir. Alevi inancına ve geleneğine yabancı olan Başbakan “Dedelerden talimat dönemi bitti” diye, Alevi dedelik kurumunu siyaset alanının istismarı haline getirmeye çalışmıştır. Alevilikte önemli bir yer olan dedelik kurumunu rencide etmek ve toplumun nazarında olumsuzlaştırmak için, dedeliği ve Aleviliği HSYK tartışmalarında istismar haline getirilmesi bir ayrımcılığın ifadesinin bir göstergesidir ve suçtur. Sayın Başbakan tüm ülke yurttaşlarının başbakanı olmadığını göstermek için özel çaba sarf ediyor. Alevi hassasiyetleri ve değerlerini siyasetin istismarı haline getiriyor.HSYK yönelik tartışmalarda, hukuk ve demokrasikullanmak yerine, Alevi inancında önemli yer teşkil eden dedelik kurumunu, bu tartışmalarda istismar haline getirmektedir. Dedeler talimat vermez. Dedelik kurumu “El ele, el Hakka” tanımının, “Mürşid-Pir-Rehber” biçimde görevlere ayrılmış şeklidir. Dedelik kurumu taliplerine, toplumu ve yola hizmet kurumudur. Bu kurum talimat ve fetva veren Şeyhülislam Kurumu değildir.. Dedeler talimatla değil, muhabbetle ilgilenir. Bu kurumda söz, talimatla değil, tüm taliplerinde yer aldığı ve eşit haklara sahip, katılımcı olduğu ve rızalık kültürü üzerinden oluşur. Rehber Pir’e, Pir Mürşid’e bağlıdır. Mürşid de rızalık sonucu oluşmuş davranışa, söze ve yola bağımlıdır.Alevi tarihi, geleneği, inancı ve kültürü dedelik kurumu üzerinde günümüze taşınmıştır. Yani dedelik kurumu ve dedelerimiz. Türkiye de Alevilerin kendi inançlarını öğrendikleri okulları ve okulların açılmasına onay veren bir yargı ve hukuk düzeni yoktur. Alevi köylerine cem evi yapma hakkı tanıyan yasa, kanun ve buna dair destek veren bir yargı yoktur. Ama Alevi Köyleri dâhil, her köye cami yapılmasını yasalar ve kanunlar güvence altına alınmıştır.
Talimatı veren dedeler değil, bizzat Başbakanın kendisinin sürekli olarak adres gösterdiği devletin Sünni ulemasıdır. Cem evleri konusunda bile fikir sorduğu yer Din İşleri Yüksek Kurulu ve Diyanettir. Çünkü Aleviler tarafında açılan eşit haklara dair tüm davalarda, gerek yargı, gerekse hükümet Diyanetten talimat istemiştir! Yani Başbakan talimat verenleri bizim inancımızda ve dedelik kurumlarımızda aramasın.
DEDELİK TALİMAT DEĞİL, İKRAR, RIZALIK VE YOLA HİZMET KURUMUDUR.Başbakanın 20 Ağustos Ankara mitinginde, dedelik gibi önemli bir Alevi kurumunu istismar eden konuşması tam anlamıyla bir ayrımcılık ifadesi olan bir suçtur. AKP hükümeti tarafından Alevilere yönelik sürdürülen ayrımcılığın ve ötekileştirmenin, siyasal İslamcı bir gelenek olduğunu Başbakan Erdoğan, Sincan mitinginde bir kez daha göstermiştir. Önce başka bir siyasi partinin genel başkanı hakkında sürdürdüğü soy-soy tartışmasındaki yaklaşımının yerini, şimdi de Alevi inancına ve geleneğine yabancı olan sayın Başbakan “Dedelerden talimat dönemi bitti” diye, Alevi dedelik kurumunu siyaset alanının istismarı haline getirmeye çalışmıştır. Alevilikte önemli bir yer olan dedelik kurumunu rencide etmek ve toplumun nazarında olumsuzlaştırmak için, dedeliği ve Aleviliği HSYK tartışmalarında istismar haline getirilmesi bir ayrımcılığın ifadesinin bir göstergesidir ve suçtur.
Sayın Başbakan Erdoğan’ın siyaset kültürü ve hükümet politikaları, kültürel kimlikleri ve onların değerlerini istismar alanı haline getiriyor. Oysa siyasetin asli görevi yurttaşın kültürel kimliklerini istismar etmek değil, bu haklarını özgürce yaşayabilme ve geliştirebilme özgürlüğü tanıyacak demokratik, hukuksal ve siyasal düzenlemeleri yapmaktır. Başbakan sayın Erdoğan, Çorum mitingindebir kere daha göstermiştir ki Alevileri değil, Alevilerin katlini vacip görenleri sever. O nedenle “Kızılbaşların katli vaciptir, Alevilerin, canları, malları, namusları size helaldir” diye fetva veren, Yavuz Sultan Selim’in Şeyhülislamı Ebu Suud gibi katillerle gurur duyar. Dolaysıyla Ebu Suud ile gurur duyan bir başbakan, dün bir siyasi partininGenel başkanınınAlevi kimliğini, bugün ise sayın Seyfi Oktay’ı “dede” olarak gösterip, bunun üzerinden Alevilikte dedelik kurumunu olumsuz bakışınıbir kere daha net göstermiştir. Sayın Başbakanın Alevilereyönelik bilinçli tavrı, geçmişin Şeyhülislamcı zihniyetinin devamını savunduğunu göstermektedir. Fakat bu girişim oldukça çirkin ve insan haklarına yakışık olmayan bir siyaset tarzıdır. Bu anlayışı doğru bulmuyoruz.
Sayın Başbakanımıza da yakıştıramıyoruz. DEDELİK RIZALIK, İKRAR VE YOLA BAĞLILIK KURUMUDUR. Sayın Başbakan tüm ülke yurttaşlarının başbakanı olmadığını göstermek için özel çaba sarf ediyor. Alevi hassasiyetleri ve değerlerini siyasetin istismarı haline getiriyor. HSYK yönelik tartışmalarda, hukuk ve demokrasikullanmak yerine, Alevi inancında önemli yer teşkil eden dedelik kurumunu, bu tartışmalarda istismar haline getirmektedir.Dedeler talimat vermez. Dedelik kurumu “El ele, el Hakka” tanımının, “Mürşid-Pir-Rehber” biçimde görevlere ayrılmış şeklidir. Dedelik kurumu taliplerine, toplumu ve yola hizmet kurumudur. Bu kurum talimat ve fetva veren Şeyhülislam Kurumu değildir.. Dedeler talimatla değil, muhabbetle ilgilenir. Bu kurumda söz, talimatla değil, tüm taliplerinde yer aldığı ve eşit haklara sahip, katılımcı olduğu ve rızalık kültürü üzerinden oluşur. Rehber Pir’e, Pir Mürşid’e bağlıdır. Mürşid de rızalık sonucu oluşmuş davranışa, söze ve yola bağımlıdır. Alevi tarihi, geleneği, inancı ve kültürü dedelik kurumu üzerinde günümüze taşınmıştır. Yani dedelik kurumu ve dedelerimiz.
YARGIYI DEMOKRATİKLEŞTİRMENİN YOLU, ALEVİ AYRIMCILIĞI DEĞİLDİR. Türkiye'de Alevilerin kendi inançlarını öğrendikleri okulları ve okulların açılmasına onay veren bir yargı ve hukuk düzeni yoktur. Alevi köylerine cem evi yapma hakkı tanıyan yasa, kanun ve buna dair destek veren bir yargı yoktur. Ama Alevi Köyleri dâhil, her köye cami yapılmasını yasalar ve kanunlar güvence altına alınmıştır. Talimatı veren dedeler değil, bizzat Başbakanın kendisinin sürekli olarak adres gösterdiği devletin Sünni ulemasıdır. Cem evleri konusunda bile fikir sorduğu yer Din İşleri Yüksek Kurulu ve Diyanettir. Çünkü Aleviler tarafında açılan eşit haklara dair tüm davalarda, gerek yargı, gerekse hükümet Diyanetten talimat istemiştir! Yani Başbakan talimat verenleri bizim inancımızda ve dedelik kurumlarımızda aramasın.Kayseri Hacı bektaşı veli Kültürünü araştırma yaşatma ve Dayanışma Derneği ve vakfı olarak dedelik Kurumuza yönelik bu anlayışını doğru bulmadığımızı belirtir bu tür anlayışların bizleri ayrımcılığa ve ötekileştirmeye götürceğinden endişe duyduğumuzu belirtir bu anlayışlar Toplumun birlik ve bütünlüğüne zarar vereceğini belirtir değerli kamuoyunun dikkatine sunarız.Kayseri Hacı Bektaşı veli Kültürünü araştırma yaşatma ve Dayanışma Derneği ve vakfı yönetimi adına Başkan BaşkanKenan Akpınar Ramiz AKBULUT
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Hürriyet’in sorularını yanıtladı. Çeşitli konularda partisinin görüşlerini açıklayan Devlet Bahçeli, Referandum sürecinde AKP’nin Aleviler üzerinden yürüttüğü kirli propagandayı açıkça deşifre etti. AKP’lilerin Anadolu’da MHP tabanına giderek “ HSYK’dan Alevileri temizliyoruz. Evet oyu verin, bize destek olun” yönünde propaganda yaptığını ifade etti.
Bu iddia daha öncede gündeme gelmiş, Güneş Gazetesi yazarı Rıza ZELYUT’ta bu iddiaları köşesinde dile getirmişti. Zelyut yazısında şunları aktarıyordu: “ MHP Lideri Devlet Bahçeli iki kez açıkladı: TBMM'de bu anayasa değişikliği görüşülürken sizin partilileriniz gidiyor; MHP il ve ilçe teşkilatlarında şöyle diyorlar: 'Biz bu anayasa değişikliği ile HSYK'daki Alevi yargıçları ayıklayacağız. O yüzden parti yönetimine baskı yapın; TBMM'de evet oyu kullansınlar!' Bu rezalet yetmemiş. Şimdi de Anadolu'da dolaşıp MHP tabanından evet oyu almak için yine 'HSYK'daki Alevileri temizleyeceğiz, evet oyu verin!' diyormuş adamlarınız. Ayıp değil mi Sayın Başbakan? Devlet kurumlarındaki Alevileri fişleyip onları yok etmeye kalkışmayı, demokratlığınızın neresine yakıştırıyorsunuz?”
Hürriyet’in sorularını yanıtlayan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ise konu hakkında şunları söyledi:
Alevilerle propaganda
(Erdoğan’ın “Dedelerin atama dönemi bitti” sözleri üzerine) Bunlar, HSYK’nın sadece sayısal yapısını değil, gerçek yapısını da değiştirmeye yönelik faaliyette olduklarını söylüyorlar. Anadolu’da, ‘Buralar Alevilerin örgütlendiği bir yer haline gelmiştir; oradan kurtarıyoruz’ diyorlar. Aleviler üzerinden bu propaganda yapılıyor. Öbür taraftan da ‘Alevi Çalıştayı’ diye 7 toplantı, bilmem ne yapıyorlar.
Aleviler, 2005 yılında Başbakanlık aleyhine açılan din hizmetlerinin kamu hizmeti olarak sunulması konusundaki davanın kaybedilmesi üzerine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) başvurmaya hazırlanıyor.
AİHM'e başvuruyu 12 Eylül Referandumu'ndan önce yapma kararı aldıklarını kaydeden Doğan, bunun gerekçesini de, “Çünkü referanduma sunulacak olan Anayasa paketinde, bireylere Anayasa Mahkemesi'ne başvuru hakkı tanınıyor. Yani bizim için yeni bir hukuk yolu açılıyor. Onun için doğrudan AİHM'e gidemiyoruz. Referandum sonrası yeni maddeler için evet kararı çıkarsa, bundan sonra Anayasa Mahkemesi'ne başvurulara cevap almak daha uzun zaman alacağından başvurumuzu bugün yapacağız” diyerek açıkladı.
Konuşmasının sonunda basın mensuplarının sorularını da yanıtlayan Doğan, Başbakan'ın Alevi dedeleriyle ilgili sözleri için “İpe sapa gelmez, belki de kendi amacını aşan sözlerini de duymaktan büyük üzüntü duyduk” diye karşılık verdi.
Bir basın mensubunun “Referandumda Aleviler'in oyları ne olacak?” sorusuna ise Doğan, “Sayın Başbakan, Alevi yurttaşlara karşı bir ayrım içinde olmadığını anlatması yetmez. İnandırması gerekiyor. Bu Anayasa değişikliğinin, 24 maddenin üzerinde herhangi bir anlaşmazlık yok. Ama yargı organlarının yapısı söz konusu olduğunda, değiştirilmek istendiği biçimiyle yeni yargı tipi modeli yasama ve yürütmeye yargının da eklenmesi ve böylelikle totaliter rejime gitmenin zeminini hazırlamak olarak görüyoruz. Sayın Başbakan'ın bu konuda çok konuşması ve inandırıcı olması lazım. Yani buradan amaç bu iki maddeyle Aleviler'i tasfiye amacı gütmediğini, Aleviler'le ilgili öyle bir sorunun bulunmadığını, Aleviler'e karşı ayrımcı bir muamele yapmadığını, yapmak istemediği konusunda hem Alevi yurttaşları hem de Alevi yurttaşlarla etle tırnak gibi olmuş Sünni kardeşlerimizi ikna etmek zorundadır. Bence bu kampanyanın en kritik noktası budur. Bunu etmediği sürece benim oyum, İzzettin Doğan olarak hayırdır” diyerek cevapladı.
Sayın Erdoğan! Şu an 72 milyonluk Türk milletinin başbakanı konumundasın.
Görevin bu milletin birliğini; ülkenin bütünlüğünü korumaktır. Halbuki; milleti bölmek için çaba içindeymiş gibi görünüyorsun. Kanıt da sizin sözleriniz:
Önce Türkiye'nin 36 etnik parçadan oluştuğunu söyledin. Sonra da bu etnik parçaların sorunu olduğunu iddia ettin. Böylece; bir arada yaşama bağını kırıp ayrıştırmanın önünü açtın. Kürt gerçekliğini Kürt sorunu gibi göstererek yarattığınız deprem bunun işaretidir.
Halbuki Avrupa'da bile her ülkede pek çok etnik yapı vardır. Oralarda, büyük devletler, etnik yapıları ortak paydaya entegre ederek (bağlayarak) kurulmuştur. Bugün Almanya'da hiçbir terör eylemine karışmayan Türkleri bile entegre edecek programlar uygulanıyor; siz ise Türkiye'deki Kürtleri, Arapları, Çerkezleri vb... ayrıştıracak projeler imal ediyorsunuz.
DERDİNİZ NE
Sayın Erdoğan, birkaç yıl daha iktidarda kalmak uğruna, ülkenin çivisini sökmeyin. Türkiye Cumhuriyeti'ne gönülden bağlı kitleleri kışkırtmaya, onları kötülemeye son verin.
Size soruyorum: Bu ülkedeki Aleviler, bu devlete karşı hangi suçu işlediler ki onları düşman gibi görüyorsunuz?
Bu ülkenin Alevileri Kürtçüler gibi isyanlar mı çıkardılar? Bu ülkenin Alevileri çok iyi bildiğiniz Nakşibendiler gibi ayaklanıp insanların kellelerini mi kestiler?
Atatürk'e, cumhuriyete bağlı kalmaları mıdır suçları?
MHP Lideri Devlet Bahçeli iki kez açıkladı:
TBMM'de bu anayasa değişikliği görüşülürken sizin partilileriniz gidiyor; MHP il ve ilçe teşkilatlarında şöyle diyorlar: 'Biz bu anayasa değişikliği ile HSYK'daki Alevi yargıçları ayıklayacağız. O yüzden parti yönetimine baskı yapın; TBMM'de evet oyu kullansınlar!'
Bu rezalet yetmemiş. Şimdi de Anadolu'da dolaşıp MHP tabanından evet oyu almak için yine 'HSYK'daki Alevileri temizleyeceğiz, evet oyu verin!' diyormuş adamlarınız.
Ayıp değil mi Sayın Başbakan? Devlet kurumlarındaki Alevileri fişleyip onları yok etmeye kalkışmayı, demokratlığınızın neresine yakıştırıyorsunuz?
AKP'liler bu Alevi düşmanlığını kendilerince yürütmüyorlar. İşin içinde AKP tepe yönetiminin olduğu anlaşılıyor. Bunun kanıtı da Başbakan olarak sizin konuşmanız. Sincan'da konuşurken eski Adalet Bakanı Seyfi Oktay'ı kastederek 'Dedelerden talimatlar alarak atama yapma dönemi bitti!' diyorsunuz. Böylece; adalet teşkilatının bir Alevi dedesinin elinde olduğu gibi inanılamayacak bir iddiada bulunuyorsunuz. Buna çocuklar bile güler ama siz cahil yığınların din duygusunu kışkırtıp evet oyu almak için Alevi toplumuna iftira ediyorsunuz.
Sayın Başbakan, eğer Seyfi Oktay bir suç işledi ise, işaret buyurunuz özel yetkili savcılara, onlar hemen işin içine Ergenekon örgütünü sokup hakkından gelsinler. Yok ise; neden işe dedeliği, Aleviliği karıştırıyorsunuz? Biz de tutup sizin hatalarınızı Sünniliğe bağlasak bütün Sünnilere ayıp etmiş olmaz mıyız?
Sayın Başbakan! İnsaf, imanın yarısıdır; demişlerdir. Şu mübarek günde, oruçlu ağzınızla bunları söylerken hiç içiniz titremiyor mu?
Başbakan, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun atamalarında rol oynadığı iddiası soruşturmalara konu olan Seyfi Oktay’a yönelik şunları söyledi: “Dedelerden (Alevi dedesi de olan eski Adalet Bakanı Seyfi Oktay’ı kastediyor) talimat alarak atamalar yapma dönemi bitiyor. Sıkıntı burada.” Başbakan Erdoğan, Seyfi Oktay’ın, Alevi dedesi olduğu için bu atamalarda rol oynadığını mı söylemek istiyor? Bu tutumun insan hakları literatüründeki karşılığı ‘ayrımcılık’tır. Bir kişiye, aidiyeti nedeniyle suçlamalarda bulunmak, bir insan hakkı ihlalidir. Seyfi Oktay’la telefon konuşmaları basına yansıyan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başkanvekili Kadir Özbek arasında ‘dede-talip’ ilişkisi mi var ki, Başbakan böyle bir suçlamada bulunuyor. Bu suçlamanın arkasında ‘Yüksek yargıya Aleviler dolduruldu’ iddiasını da görmek mümkün. Zaten böyle söyleyenler ve böyle yazı yazanlar da oldu. Böyle bir iddiayı en hafif deyimiyle ‘ayıp’ olarak nitelendiriyorum. Yargıtay’da Sünniler dışında kimse olamaz mı? Aleviler bin yıldır dışlanan bir mezhebin mensupları. Dini bağnazlık onları yıllarca baskı altında tuttu, her yerlerden dışladı. Diyelim ki, bir dönemde de onların bir kısmı(doğru olup olmadığını da tam bilmiyoruz) bir dayanışma sağlayarak bazı atama olanakları elde ettiler. Sünni çoğunluğa mensup bir siyaset insanın böyle konuşması kabul edilebilir mi
Başbakanın Çorum mitingini dinleyen oldu mu bilmiyorum. Haberlerde özetini izledim, kanım dondu.
Erdoğan diyor ki; ''Millet olarak Çorum'la, Çorum'un yiğitliğiyle, mertliğiyle, gözü pekliğiyle her zaman gurur duyduk, nasıl ki Çorum bu topraklardan yetişmiş Akşemsettin Hazretleriyle, Ebusuud Efendi'yle, Koyunbaba'yla, İskilipli Atıf Hoca'yla gurur duyuyorsa, bizler de Çorum'la gurur duyuyoruz. Biz sizlerle gurur duyuyoruz.''
Ve bu sözler hiç kimse tarafından gündeme getirilmedi, eleştiri konusu yapılmadı. Peki kim bu Ebu Suud efendi, kim bu İskilipli Atıf hoca ? Çorumlular neden bu hemşehrileriyle gurur duysunlar ki ?Çorum başka adam mı çıkaramamış yüzyıllardır?
Ebu Suud Efendi'yi kısaca tanıtayım. Yuvuz Sultan Selim'in Şeyhül İslam'ı. "Alevilerin, canları, malları, namusları size helaldir" diye fetva veren kişi.
İster okla, ister mızrakla, ister bıçakla olsun alevilerin kestiği mırdardır, yenilmez diyen yobaz. Bu kişiye sorarlar, elimize geçirdiğimiz alevi kadınlarını ne yapalım diye? Verdiği cevap, ''BELİNİZE KUVVET''.
İşte bu şahısla Çorumlular gurur duymalıymış Erdoğan'a göre..
Peki ; İskilipli Atıf Hoca kimdir? İstiklal savaşında "Mustafa Kemal isyankardır, katli vaciptir, Yunan askerleri, padişahımız efendimizin daveti üzerine gelmişlerdir, onlara saygılı olalım diye yazılar yazan biridir." Türk askerlerine yazdığı mesajlarla, Türk askerinin cepheden çekilmelerini istemiş, padişahımın emirlerine karşı gelmeyin, Mustafa Kemal'e karşı gelin mealindeki yazıları Yunan uçakları tarafından cephedeki mevzilere atılmış, askerin dağılması amaçlanmıştır. Zaferden sonra istiklal mahkemelerinde yargılanmış ve asılmıştır.
Erdoğan Çorumluların bu kişiyle gurur duymaları gerektiğini haykırmaktadır. Kanım dondu...Nutkum tutuldu.... Ve hiç kimsenin gıkı çıkmadı bu konuda. Erzurumlunun dediği gibi ÖRT Kİ ÖLİM....
Alevi Çalıştayı raporu tamamlandı. Raporda, "devletin dedesi, memur dede" talebi de var. Ancak, Alevi örgütleri, "devletin dedesi olmaz" diyor, bu şekilde Aleviler'in bölünmek istendiğine dikkat çekiyor.
İSTANBUL- Alevi Çalıştaylarının ardından hazırlanan komisyon raporu, Devlet Bakanı Faruk Çelik'e sunuldu. Raporda, daha önce de tartışmalara konu olan "Memur dede" talebi de var.
Raporda, Cemevlerinde görev yapan dede ve zakirlerin 657 kapsamına tabi devlet memuru olması isteniyor. Rapora göre, dede ve zakirler, "meslek içi eğitim"den geçirilecek, Aleviliği öğretecek ve Alevi ibadetini icra edecek şekilde "yetiştirilecek."
Raporda ayrıca, TRT'de Aleviliği öğretici programlara daha çok yer verilmesi öngörülüyor. Programların Alevi akademisyenleri ve dedeler tarafından yapılması, üniversitelerde Alevilik ile ilgili bölümlerin açılması da talepler içinde.
Alevilerin "Diyanet İşleri Başkanlığı'nın lağvedilmesi" talebi dikkate alınmazken, raporda "Diyanet'in altında oluşturulan bir kurulda Aleviliğin temsil edilmesi" talep ediliyor. Kurulda mezhepleri temsil eden başkanlıkların olması planlanıyor.
'DEVLETİN DEDESİ OLMAYACAĞIZ'
Alevi dedelerinin memur olması tartışmalarının ilk gündeme geldiği dönemde, dedeler bir toplantı yaparak "Devletin dedesi olmayacağız" demişlerdi. Alevi Bektaşi Federasyonu ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği de "Memur dede" uygulamasına karşı. ABF ve PSAKD Başkanları, konuya ilişkin ETHA'ya konuştu.
Fevzi Gümüş (PSAKD Başkanı): Bu, AKP'nin Alevi açılımını ortaya attığı günden beri tartışılan bir konu ve biliyorsunuz Alevi dedeleri toplantısı yapıldı. Toplantıda öne çıkan 'devletin dedesi olmayacağız' olmuştu. Dedeler eğer memur olursa imamlardan farkı kalmaz, devletin söylediklerini taliplerine aktarmak zorunda kalırlar. Biz de dernek olarak 'devletin Alevisi olmayacağız' diyoruz.
AKP, ALEVİLERİ BÖLMEK İSTİYOR
Ali Balkız (ABF Başkanı): Alevi dedeleri zakirleri devletin kapısında kul olamazlar. Onların diyanetine, yardımına, parasına pullarına ihtiyaçları yoktur. Belki AKP kendi Alevi dedesini yaratarak üç beş kuruş paraya tamah edecek olan birilerini bulabilir. Bunları Alevilerin içine salabilir. Ama birileri şunu bilmelidir ki, ne Alevilikte bunun yeri vardır, ne de Aleviler arasında. Belli ki AKP yeni bir oyunun peşinde. Aleviler bu topraklarda var olduğu sürece ne zaman hazineden tek kuruş para almıştırlar ki bundan böyle de alabilsinler. AKP bu oyun ile Alevileri ikiye bölmek istiyor.
Bunlar, 12 Eylül’e, darbe ve darbecilere karşı iseler; yine aynı anayasanın 24. maddesini, Çalışanlara grev hakkını, YÖK ve Diyanetin yapısını bu değişiklikler arasına neden dahil etmediler? Yargı reformu söylemi de sahtedir,aldatmacadır. Yargının bağımsız ve tarafsız olmasını istemiyorlar. YSK daki bakan ve müsteşarın varlığı korunduğu gibi daha da yetkilendiriliyor. Daha önceki adı DGM olan özel yetkili mahkemeler ve yapıları güçlendirilerek, korunuyorlar. Hayır, onlar 12 Eylül Anayasasının demokratikleştirilmesinden ziyade kendi düzenlerini kurmak derdindeler. Yapılan değişikliklerde elbette olumlu olanlar var; ama zehrin hiç zaman teneke kapta sunulmadığı da bilinen gerçektir.
Bu sahte demokratlar, bir taraftan Anayasayı demokratikleştiriyoruz, 12 Eylülcülere yargı yolunu açıyoruz derken, bir yandan da yüksek yargıda görev yapan Alevi yargıçlar ve TSK daki Alevi subaylar deşifre ediliyor. Alevi köyündeki okulun boya ve badanasını yaptırmanın suç olduğu iddianamelerde yer alıyor. Ve bunu alenen yapıyorlar.
12 Eylül’de AKP ye de onun sahte demokrasi girişimine de HAYIR…
BDP Tunceli Milletvekili Şerafettin Halis, 15 Ağustos’ta Hakkari’de askerliğini yapan Ali Arslan’ın Alevi olduğu ve oruç tutmadığı gerekçesiyle bir başka asker tarafından vurularak öldürüldüğü iddiasını Meclis gündemine taşıdı.
Halis, TBMM Başkanlığı’na sunduğu yazılı soru önergesinde, Hakkari’de askerliğini yapan Ali Arslan’ın, basında yer alan haberlere göre, ailesiyle yaptığı telefon görüşmelerinde Alevi olduğu için sürekli diğer askerler tarafından hor görüldüğünü söylediğini kaydetti.
Halis, "Aynı haberlerde, Arslan’ın öldürülmesinin birlik komutanlarınca saklanıp, basına yansımadan olayın örtbas edilmesinin sağlanmaya çalışıldığı iddia edilmektedir. Cenazenin yetkililer tarafından ailesine gösterilmemesi de bu kuşkuyu güçlendirmektedir" dedi.
Halis Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül’e şu soruları yöneltti: "Ali Arslan’ın oruç tutmadığı gerekçesiyle bir başka asker tarafından öldürüldüğü iddiası doğru mudur? Olayla ilgili olarak yürütülen soruşturma hangi aşamadadır? Olayın birlik komutanlarınca gizlenmeye çalışıldığı iddiaları doğru mudur? Bu iddialar hakkında askeri birliğin sorumluları hakkında işlem yapılacak mıdır? Kışlalardaki kuşkulu ölümleri önlemeye yönelik ne tür tedbirler alınması düşünülmektedir?"