Son Haberler
Haber
Ağlayan adama mektup

CNN Türk

Yazarlar

Yazarlar AHMET HAKAN 22.07.2010 10:49:07Ağlayan adama mektupSAYIN ağlayan adam...Madem...Gencecik insanların yağlı urganlarla asılmasını, 30 yıl sonra bile gözyaşlarına boğulacak denli kederli ve içli bir şekilde anımsayabiliyorsunuz...
Söyler misiniz lütfen, sizi bu denli efkârlandıran bir konuda neden 30 yıl boyunca ağzınızdan tek kelime bile çıkmadı?
30 yıl!
Dile kolay...
İlçe başkanı oldunuz, il başkanı oldunuz, belediye başkanı oldunuz, parti kurdunuz, parti başkanı oldunuz, başbakan oldunuz, hepsinden önemlisi 7 yılı aşkın bir süre hükümran oldunuz.
Ama bu mevkilerin hiçbirinde...
“Yağlı urgan” demediniz, “Adalı” demediniz, “Beni burada arama anne” demediniz, “Metris’in önü” demediniz, “Erdal Eren” demediniz, “Siz bilmezsiniz kimleri astılar” demediniz.
Neden?
* * *
Sayın ağlayan adam...
Eğer referandumda “evet” oyu verirsek...
Yağlı urganlarla asılan gençlerin asıldıklarıyla kalmayacaklarına dair bize bir söz verebilir misiniz?
Eğer referandumda “evet” dersek...
Yağlı urganları o gençlerin boynuna haksız ve hukuksuz bir şekilde geçirenlerden hesap sorulacağını altını çizerek söyleyebilir misiniz?
Hadi daha net sorayım:
Eğer “evet” dersek...
Hastanede ziyaretine gittiğiniz, Çankaya Köşkü’nde ağırladığınız “asan adam” Kenan Evren’in yakasına yapışacak mısınız?
Lütfen bizi bu konuda aydınlatabilir misiniz?
* * *
Sayın ağlayan adam...
Gözyaşlarınızın içtenliğine inanmak istiyoruz.
Lütfen aydınlatın bizi...
Mesela...
“12 Eylül Anayasası ilk kez mi değişiyor ki 12 Eylül’ün tepesine ilk demir yumruğu indiriyormuş gibi yapıyorsunuz?” sorusuna bir yanıt verin.
Mesela...
“12 Eylül’ün simgesi YÖK’ü ortadan kaldırmak için neden küçük parmağınızı bile kıpırdatmıyorsunuz?” sorusuna bir yanıt verin.
Mesela...
“Vaktiyle 12 Eylül yönetimiyle iş tutmuş birçok ismi partinizin en etkili yerlerine neden getirdiniz?” sorusuna bir yanıt verin.
Mesela...
“Kenan Evren, Erdal Eren’in yaşını büyültüp yağlı urganla astırırken, aranızdan kimler daha fazla imam hatip açsın diye Evren’in kapısındaydı?” sorusuna bir yanıt verin.
* * *
Sayın ağlayan adam...
Gözyaşlarınızın içtenliğine ben de inanmak istiyorum...
Ben de milletvekilleriniz gibi ağlamak istiyorum.
Ben de “Yaşasın! Ülkemin başbakanı 30 yıl sonra da olsa, hesapsız bir şekilde kanayan bir yaraya parmak bastı” diye sevinmek istiyorum.Hatta...
“Tescilli bir dönek” olarak...
“Hayır” cephesinden “evet” cephesine bile dönebilirim.
Yeter ki sorularıma tatmin edici yanıtlar verin...
Kim bunlar- 12 Eylül’de Kenan Evren’i evlerinde ağırlayan ama bugün Başbakan Erdoğan’la birlikte Evren’in yaptığı zulümlere gözyaşı döken gazeteci aile kim?
- “Allah razı olsun Kenan Evren’den... Kendisi imam hatip mektepleri açtı...” diyen ama bugün referandumda “evet” çıksın diye canla başla çalışan cemaatin lideri kim?
- 12 Eylül rejimine “Türk / İslam sentezi” ideolojisini oturtan, dünün Aydınlar Ocağı mensupları, bugünün AK Partilileri kim?
- 12 Eylül’ün getirdiği siyasi yasakların kalkmaması için mücadele veren Turgut Özal’ı “demokrasinin üç yıldızı”ndan biri olarak ilan eden siyasetçi kim?
Eğer ben bir liberal olsaydımEĞER ben bir liberal olsaydım...
Başbakan Erdoğan’ın “Bırak şu zıkkımı”, “İçki içme, meyve ye”, “Tırnaklarını kes”, “Kadın erkek eşit değildir” türü nasihat ve saptamaları karşısında...
Acayip gıcık olur ve tavır alırdım.
Özellikle “İçki içme, meyve ye” konusunda...
Şöyle derdim:
“Benim gözümde ‘İçki içmeyin, meyve yiyin’ diyen bir başbakan ile ‘akşamları iki tek atın, rahatlarsınız’ diyen bir başbakan arasında zerre kadar fark yoktur. İkisine ‘Sana ne? Ne karışıyorsun benim hayatıma?’ demek gerekir.”
Madem liberal aydınlarımız, hükümetle kurdukları genel ittifak kapsamında bu tür tali konularda susmayı tercih ediyorlar, ben hatırlatayım dedim
 

Gönderen KENAN AKPINAR, Salı, 27 Temmuz 2010 10:12 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haber
12 Eylül ile hesaplaşma palavrası

12 Eylül ile hesaplaşma palavrası PDF Yazdır E-posta
<!-- /* Font Definitions */ @font-face {font-family:Tahoma; panose-1:2 11 6 4 3 5 4 4 2 4; mso-font-charset:162; mso-generic-font-family:swiss; mso-font-pitch:variable; mso-font-signature:1627421319 -2147483648 8 0 66047 0;} /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-parent:""; margin:0cm; margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:12.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} @page Section1 {size:595.3pt 841.9pt; margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; mso-header-margin:35.4pt; mso-footer-margin:35.4pt; mso-paper-source:0;} div.Section1 {page:Section1;} -->

Referandum yaklaşırken AKP ve yandaşları Anayasa değişikliğinin Türkiye'yi 12 Eylül rejiminden kurtaracağı yalanını etkili bir biçimde kullanmaya başladı. Oysa AKP, 12 Eylül Anayasası'nın özüne dokunmak bir yana, onu güçlendiriyor.

Anayasa Mahkemesi'nin Anayasa değişikliği sürecinde referandumun önünü açan kararından sonra hükümetin EVET propagandasında neleri ön plana çıkaracağı da yavaş yavaş belli oluyor.

AKP sözcüleri ve yandaş medya "Türkiye'nin 12 Eylül Anayasası'ndan kurtulma şansı yakaladığı"nda ısrarlılar. Değişikliğe karşı çıkanları askeri darbeyi savunmakla suçlayan EVET'çilerin "kurtuluyoruz" dediği 12 Eylül Anayasası'nın halk düşmanı içeriği olduğu gibi korunurken, tam da faşist diktatörlüğün istediği gibi "yürütme erki"ni kuvvetlendirici yeni hükümler getiriliyor.

İşte AKP ve yandaşlarının gizlemeye çalıştığı gerçekler

<!-- /* Font Definitions */ @font-face {font-family:Tahoma; panose-1:2 11 6 4 3 5 4 4 2 4; mso-font-charset:162; mso-generic-font-family:swiss; mso-font-pitch:variable; mso-font-signature:1627421319 -2147483648 8 0 66047 0;} /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-parent:""; margin:0cm; margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:12.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} @page Section1 {size:595.3pt 841.9pt; margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; mso-header-margin:35.4pt; mso-footer-margin:35.4pt; mso-paper-source:0;} div.Section1 {page:Section1;} -->

- 12 Eylül Anayasası çok eleştirildi. Ama üzerinde en fazla durulan iki konu, bu anayasanın işçi sınıfının ve geniş halk kesimlerinin örgütlenme  ve siyaset yapma hakkını büyük ölçüde gasp edip baskı  ve yasakları meşru hale getirdiği ve yürütme erkini yasama  ve yargı karşısında çok güçlendirdiğiydi. AKP, Anayasa'nın bu iki özelliğini koruyor, hatta bazı açılardan 12 Eylül'ü mumla aratacak düzenlemeler getiriyor.

- Geride kalan yıllarda 12 Eylül Anayasası'nın birçok maddesi değiştirildi. Bu değişiklikler, 12 Eylül Anayasası'na bir başka özellik daha ekledi: T.C. Anayasası özelleştirmeci bir karakter kazandı. Bu doğrultudaki değişiklik Ecevit'in başbakanlığı dönemine denk gelirken, AKP hükümeti zamanında yapılan değişikliklerin bir bölümü de aynı çizgide oldu.

- 2004’te, demokratikleşme iddiasındaki AKP iktidarında Anayasa'nın 17. maddesine ek yaparak devlete "öldürme hakkı" verildi. "Meşru müdafaa hali, yakalama ve tutuklama kararlarının yerine getirilmesi, bir tutuklu veya hükümlünün kaçmasının önlenmesi, bir ayaklanma veya isyanın bastırılması, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde yetkili merciinin verdiği emirlerin uygulanması sırasında silah kullanılmasına kanunun cevaz verdiği zorunlu durumlarda meydana gelen öldürme filleri, birinci fıkra hükmü dışındadır" denilerek, insan yaşamına belli hallerde kastedilebileceği hükme bağlandı.

- AKP hükümetinin bazı değişiklikleri ise tam anlamıyla kandırmaca niteliği taşıyordu. Örneğin eşitliklere vurgu yapan 10. maddeye türban yasağını delmek için eklenen bir cümle, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi. AKP'nin bu girişimi, tıpklı bugün olduğu gibi Erdoğan ve ekibinin özgürlükleri yalnızca kendisine yonttuğunu söyleyenleri haklı çıkardı.

AKP'nin 12 Eylül Anayasası'nda görmedikleri

- Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanmasına olanak sağlayan hükümler, siyasi iktidarların baskı ve zorbalığına yasal kılıf oluyor. Hükümet bu maddeden çok memnun.

- 20. maddede bazı değişiklikler yapılıyor ama bazı durumlarda hâkim kararı olmaksızın kişilerin ve eşyalarının aranabilmesine olanak tanıyan ve pratikte polise büyük bir yetki veren paragrafa hiç dokunulmuyor.

- Benzer bir biçimde 22. maddeye 2001 yılında eklenerek haberleşme özgürlüğünü ortadan kaldıran paragraf AKP tarafından korunuyor.

- 24. maddede "zorunlu din dersi" anayasal bir yükümlülük olmaya devam ediyor.

- 26. maddede formüle edilen "düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti"ni kısıtlayan bölümlerle AKP hiç ilgilenmiyor.

- 28. maddede süreli yayınların hâkim kararı olmaksızın valilik marifetiyle toplatılmasına olanak sağlayan hüküm, AKP demokrasisinin gereği olarak yerinde duruyor.

- 33. maddede mülki amir tarafından yine mahkeme kararı olmaksızın derneklerin faaliyetinin durdurulmasının mümkün olduğu yazıyor. AKP'ye göre bu da demokrasi gereği.

- 42. maddede anadilde eğitim yasağı sürüyor, açılımcı AKP'nin umurunda değil.

- Aynı madde paralı eğitimin önünü açıyor, hükümetin buna karşı çıkmasını kimse beklemiyor!

- 43. maddede "Kıyılarla sahil şeritlerinin, kullanılış amaçlarına göre derinliği ve kişilerin bu yerlerden yararlanma imkân ve şartları kanunla düzenlenir" deniyor, yağmaya yasal zemin oluşturuluyor.

- Devletleştirmeyi düzenleyen 47. maddeye 1999 yılında yapılan "Devletin, kamu iktisadî teşebbüslerinin ve diğer kamu tüzel kişilerinin mülkiyetinde bulunan işletme ve varlıkların özelleştirilmesine ilişkin esas ve usuller kanunla gösterilir"ekiyle özelleştirme hırsızlığı meşrulaştırılıyor. AKP'nin en çok yararlandığı madde bu.

- 51. maddede yer alan şu ifade, sendikaları fiilen ortadan kaldırıyor: "Sendika kurma hakkı ancak, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâk ile başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebepleriyle ve kanunla sınırlanabilir." Hükümet bu maddeyle hiç ilgilenmedi bile.

- 54. madde ise grev yapmayı neredeyse imkansız hale getiriyor.

- 56. maddeyle sağlık hizmetlerinin paralı hale getirilmesi, özel sağlık işletmelerinin kurulması mümkün oluyor.

- 58. madde "Devlet, istiklâl ve Cumhuriyetimizin emanet edildiği gençlerin müsbet ilmin ışığında, Atatürk ilke ve inkılâpları doğrultusunda ve Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü ortadan kaldırmayı amaç edinen görüşlere karşı yetişme ve gelişmelerini sağlayıcı tedbirleri alır. Devlet, gençleri alkol düşkünlüğünden, uyuşturucu maddelerden, suçluluk, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklardan ve cehaletten korumak için gerekli tedbirleri alır" diyor. Irkçılıktan, militarizmden, hurafelerden, gericilikten, emperyalist kültürden, bencillik ve köşe dönmecilikten tabii ki söz edilmiyor.

- Hak ve özgürlüklerin hangi koşullarda kısıtlanacağını uzun uzun anlatan Anayasa, sosyal güvenlik sistemini şöyle tarif ediyor: "Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar." AKP bu kadar önemsiz bir maddeyi istediği gibi deliyor, bu maddeyi değiştirmeye hiç yeltenmiyor.

- 104. maddede sıralanan ve herkesin "çok fazla" bulduğu Cumhurbaşkanı'nın yetkileri, değişikliklerle kısıtlanmak bir yana, genişletiliyor.

- 125. maddede hükümet ve diğer idari organların uygulamalarına karşı yargı denetiminin çerçevesi çiziliyor, ama bu denetimin bağlayıcılığı somut bir biçimde formüle edilmediğinden, hükümet istediği yargı kararını uygulamıyor. AKP bu maddeden de pek memnun.


Gönderen KENAN AKPINAR, Perşembe, 15 Temmuz 2010 06:07 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haber
Kardeşliğimizi Dosta Düşmana Göstermeliyiz

Kardeşliğimizi Dosta Düşmana Göstermeliyiz"

Çorum olaylarının 30. yıldönümü nedeniyle 3 Temmuz’da saat 13.00’de Saat Kulesi önünde başlayacakları etkinliklere 15.00’deki Canlar Yemeği ile devam edeceklerini söyleyen Aksoy, saat 18.00’de de Atatürk Spor Salonu’nda konferans ve konserin yapılacağını vurguladı. Aksoy hangi görüşten olursa olsun Çorum’dan tüm dünyaya sevgi ve kardeşlik mesajı verilmesi gerektiğini ve herkesi etkinliklere davet ettiğini bildirdi.

Çorumluların 1980 yılında yaşadığı olayları demokrasi ve barış adına bilince dönüştürmek amacıyla demokratik kitle örgütlerinin desteği ile düzenlenen “Barış ve Demokrasi Buluşması” 3 Temmuz 2010 Cumartesi günü gerçekleştirilecek.

Acıyı Bal Eyledik” ve “İnadına Birlik, İnadına Kardeşlik, İnadına Özgürlük” sloganları uyarınca yapılacak olan etkinlikle ilgili önceki akşam bir toplantı düzenleyen Tertip Komitesi sağcısıyla solcusuyla Alevisi ve Sünnisi ile tüm Çorumluları etkinliklerine davet ettiler.

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Alevi Bektaşi Federasyonu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Merkezi, DİSK, KESK, Kuşsaray Dernekleri Federasyonu, Çorum Halk Kültür Evi, EMEP, İP, DSP, TDH, ADD, AKM, Çorum Barosu,, İzmir Çorum Dernekleri Federasyonu ve köy derneklerinin desteği ile yapılacak etkinliklere geniş bir katılım beklediklerini belirten Tertip Komitesi Başkanı Nurettin Aksoy, saat 13.00’de Saat Kulesi önünde basın açıklaması ile başlayacak programa 15.00’de Hacı Bektaş Vakfı’ndaki “Canlar Yemeği” ve Cenaze Hizmetleri Ünitesi’nin açılışı ile devam edeceklerini ifade etti.

Çorum olaylarının 30. yıldönümünde daha geniş katılımlı bir program düzenlemeyi hedef edindiklerini belirten Aksoy, etkinliklerin saat 18.00’de Atatürk Spor Salonu’nda yapılacak panel ve dinleti ile devam edeceğini açıkladı.

Çorum Eski Başsavcısı Ertem Türker ile Araştırmacı Yazar Muzaffer İlhan Erdost’un konuşmacı olarak katıldığı panele Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Ali Balkız, Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu Genel Başkanı Turgut Öker ve Hacı Bektaş Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez’in de katılacağını belirten Aksoy, AKM Saz Korosu ve Semah Ekibi’nin gösterilerinin ardından ise ünlü sanatçılar Erkan Oğur ve İsmail Hakkı Demircioğlu’nun katılımı ile “Acıyı Bal Eyledik” konserinin verileceğini dile getirdi.

Çorum olaylarının mağdurlarından biri olan Av. Sadık Eral ise toplantıda yaptığı konuşmada olaylarda ilimizde görev yapan Savcı Ertem Türker’in etkinliğe katılmasının önemine dikkat çekti. Olaylarla ilgili bir çok bilinmeyenin burada yapılacak panelde öğrenilebileceğini, burada amaçlarının acıyı bal eğleyerek bilinç oluşturmak ve ilimizde barış ve kardeşliği artırmak istediklerini söyleyen Eral, “Tüm siyasi görüşten Çorumluları etkinliklerimize bekliyoruz. Bu birlikteliği tüm dünyaya göstermek bundan sonrası için caydırıcı güç olur” dedi.

KESK adına toplantıya katılan Ertuğrul Alper, Halil Özbent ve DİSK adına katılan Şeref Karataş ise büyük bir kalabalıkla Çorum olaylarının 30. yılını anmak istediklerini vurgulayarak toplumun bununla yüzleşmesi gerektiğini, Çorum’un barış ve kardeşliğe her zamankinden daha fazla ihtiyacı olduğunu, etkinliğin barışa katkı sağlayacağına inandıklarını vurguladı.

“KAFKAS, ÖNERGESİNDEKİ SAMİMİYETİNİ GÖSTERSİN”

Çorum olaylarının 30. yılında düzenlenecek etkinlikler için Adalet ve Kalkınma Partisi Çorum Milletvekili Agah Kafkas’a çağrıda bulunuldu.

Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Çorum Şubesi’nde önceki akşam düzenlenen basın toplantısında AKM Başkanı Nurettin Aksoy etkinliklere tüm siyasi partileri davet ettiklerini ve Çorum’dan barış ve kardeşlik mesajı vermek istediklerini söyledi.

Milletvekili Kafkas’ın kendileri ile Belediye binasında yaptığı görüşmenin hatırlatılması üzerine soruya Eğitim-Sen Şube Başkanı Halil Özbent cevap vererek, “Sayın Milletvekili Agah Kafkas bilindiği gibi geçmiş dönemde yaşanan olayların aydınlatılması için komisyon kurulması amacıyla TBMM Başkanlığı’na önerge vermişti. Çorum olayları ile ilgili düzenlediğimiz etkinlik Milletvekili Kafkas’ın ve önergenin samimi olduğunu görmek için bir fırsattır. Biz başta Sayın Kafkas olmak üzere tüm Çorum Milletvekillerini de etkinliklerimizde görmek istiyoruz” dedi.

Çorum olaylarının ortaya çıkarılmasını istediklerini beyan eden tüm siyasilere de açık çağrıda bulunan Özbent, “Toplumun artık bununla yüzleşmesi gerekiyor. Biz bu olayların arkasındakilerin ortaya çıkarılmasını istiyoruz. Bu nedenle verilen önergenin de takipçisi olacağız” diye konuştu.


Gönderen KENAN AKPINAR, Çarşamba, 07 Temmuz 2010 05:29 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haber
Madımak Katliamını Mahkum Etmek Türkiye'nin Aydınlık Geleceği İçin Zorunluluktur

Madımak Katliamını Mahkum Etmek Türkiye'nin Aydınlık Geleceği İçin Zorunluluktur

Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu Basın Açıklaması

2 Temmuz 1993 te, 33 canımız Madımak Oteli'nde yakılarak katledilmiştir. Ortaçağ zihniyetinin özlemini çekenlerin çağdaş insanlığa saldırısıdır Madımak.
 
Alevi hareketi ve mağdur aileler 17 yıldır bu hunhar saldırının hesabının hukuk alanında sorulması için mücadele veriyor.

Devletin kolluk kuvvetlerinin gözleri önünde 8 saatlik provadan sonra, Dünyanın ibretle izlediği bu vahşi katliamın acısını hiçbir zaman unutamayız.

1993 yılından beri iktidara gelen tüm hükümetler aynı lakayıt tavırlarla Madımak konusunda katillerin arkasındaki güçleri sorgulamaya yanaşmadıkları gibi, aleni piyonlarında korunması için ne gerekliyse onu yapmışlardır ve yargılamalar insan vicdanını rahatlatacak hukuki anlayıştan uzak kalmıştır.

Demokratik açılım ve Alevi çalıştayları safsatasını dillendiren AKP iktidarı dahil, kimse Madımak Oteli'nin müze olmasına ilişkin Alevilerin talebini görmezden gelmemelidir.

Demokrasiden, laiklikten ve insan haklarından yana olan duyarlı insanların, her yıl olduğu gibi bu yılda Sivas'ta ve Madımak önünde olmaları gerekmektedir.

Yeni katliamlar yaşamamak için 2 Temmuz'un unutulmaması ve Devletin bu hunhar katliamla yüzleşmesi gerekir.

SİVAS’I UNUTMADIK, UNUTTURMAYCAĞIZ! MADIMAK  MÜZE OLMALI.

AKP HÜKÜMETİ DERHAL ALEVİLERİN TALEPLERİNE OLUMLU YAKLAŞIM GÖSTERMELİDİR.

Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu / Almanya


Gönderen KENAN AKPINAR, Salı, 06 Temmuz 2010 07:01 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haber
ALEVİLER 2 TEMUZDA SİVAS'TA BULUŞACAK

Aleviler 2 Temmuz'da Sivas'ta buluşacakAleviler 2 Temmuz'da Sivas'ta buluşacak

Alevi örgütleri, Sivas katliamını unutturmamak ve Madımak Oteli’nin müze olması için 2 Temmuz’da Sivas’ta buluşma çağrısı yaptı.

Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Alevi Kültür Dernekleri Genel Merkezi ve Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, yazılı bir açıklama yaparak, 2 Temmuz’da Sivas’ta buluşma çağrısı yaptı. Yapılan açıklamada, 2 Temmuz 1993’te 33 insanın Madımak Oteli’nde yakılarak katledilmesinin, Ortaçağ vahşetiyle Türkiye’nin aydınlığına, çağdaşlığına demokrasi ve laikliğe, halkların kardeşliğine bir arada yaşama kültürüne ve çok kültürlülüğe yapılan bir saldığı olduğu vurgusu yapıldı.

Tarihe eklenen bu kara lekenin AKP hükümetinin Madımak Oteli’nin müze olmasına ilişkin talepleri görmezden gelen tutumu ve ikiyüzlü politikaları ile daha da büyüdüğü ifade edilen açıklamada, “Bu tutum, en az Madımak Katliamı kadar canımızı yakmakta, ruhumuzu incitmektedir. Bu nedenle Madımak Oteli’ndeki insanlık dışı kıyımın vicdanlarımızda yarattığı utancı hep birlikte temizlemek gerektiğine inanıyor ve bunun salt Alevilerin sorunu olmadığı kanaatini taşıyoruz” denildi.

Açıklamada, yeni Madımaklar yaşanmaması ve katliamın unutturulması için 2 Temmuz’da Sivas’ta yapılan anmaların önem arz ettiği ifade edilerek, “Omuz omuza verdiğimiz mücadelede dostlarımızı şimdi 2 Temmuz’da Madımak Oteli önünde görmek istiyoruz” çağrısında bulunuldu.


Gönderen KENAN AKPINAR, Perşembe, 10 Haziran 2010 06:52 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haber
MADIMAK MÜZE OLANA DEK

'Madımak müze olana dek''Madımak müze olana dek'

Alevi örgütleri, katliamın 17. yılında karanlık noktaların ortaya çıkarılması için Sıvas'ta buluşacak.

Sivas- Sıvas’ta 35 kişinin yakılarak öldürüldüğü Madımak katliamının 17. yılında Madımak Oteli müze olana kadar 2 Temmuz’da Sivas’taki etkinliklerin devam edeceği vurgulandı. 3 Temmuz’da da çoğu Alevi 57 yurttaşın ölümü, yüzlerce yurttaşın da yaralanmasıyla sonuçlanan Çorum katliamının 30. yılında anma töreni yapılacak.

Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Merkezi, Alevi Kültür Dernekleri Genel Merkezi ve Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel merkezinden yapılan ortak açıklamada Madımak Oteli müze olana kadar Sıvas’taki etkinliklerin süreceği belirtildi. Açıklamada, Sıvas katliamının “devletin ve güvenlik güçlerinin gözetiminde” yaşandığına dikkat çekildi. Katliamın sadece Alevilerin sorunu olmadığı vurgulanırken, Türkiye’nin bu utançtan temizlenmesi için “Madımak Oteli’nin müzeye dönüştürülmesi, katliamın karanlıkta kalmış gerçek faillerinin bulunması ve Alevilerden özür dilenmesi” istemleri bir kez daha yinelendi. Açıklamada, şu ifadelere yer verildi: “Vereceğiniz desteğin, farklı kültürlerin ve inançların bir arada yaşayabileceği bir Türkiye özleminin gerçekleşmesine katkı sunacağını, Madımak katliamını unutturmak isteyen çevrelere etkili bir cevap olacağına inanıyoruz.”

‘Çorum, kardeşlik şehri’

ABF Başkanı Ali Balkız da, Çorum Alevi Kültür Merkezi’ni ziyaret etti. Balkız, AKM Başkanı Nurettin Aksoy ve yöneticilerle görüşerek Çorum katliamını anma programı hakkında bilgi aldı. Balkız, “Çorum, barış şehri, kardeşlik şehri olsun şiarıyla etkinlikler düzenlenecek. O gün barış şarkıları söyleyeceğiz” dedi.

 


Gönderen KENAN AKPINAR, Perşembe, 10 Haziran 2010 06:49 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haber
ABF 5. OLAĞAN GENEL KURULU 30 MAYIS 2010 DA YAPILDI

BEHZAT MİSER
ANKARA - Alevi Bektaşi Federasyonu’nun 5. Olağan Genel Kurulu’nda konuşan Ali Balkız, 12 Eylül’de yapılacak olan Anayasa değişikliğine ilişkin referandumda, Alevilerin “hayır” oyu vereceğini söyledi. “Erkeklerle iç içe yaşayan” kadınların neredeyse temsil edilmediği Genel Kurul’da, İstiklal Marşı krizi yaşandı. 
ABF’nin 5. Olağan Genel Kuru, dün Ankara’da yapıldı. Yarış, ABF Genel Başkanı Ali Balkız ile Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Selahattin Özel arasında geçti. Oylama sonucunda Ali Balkız, 160 oyla genel başkanlığa yeniden seçilirken, Selahattin Özel ise 122 oyda kaldı. 
Genel Kurula, BDP Eş Başkanı Gülten Kışanak, BDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, Eşitlik ve Demokrasi Partisi Genel Başkanı Ziya Halis ve KESK Genel Başkanı Sami Evren de katıldı.

Aleviler referanduma “evet” mi diyecek?
Genel Kurul’da açılış konuşmasını yapan Balkız, Anayasa değişikliğinde Diyanet İşleri Başkanlığı ve zorunlu din dersleriyle ilgili hiçbir düzenlemeye gidilmemesini eleştirerek, “Bu ülkede yaşayan 20 milyon Alevi, referandum da ‘evet’ mi diyecek?” diye sordu. 

Devlet tetikçidir
Balkız, “Devletimiz hoyrat, tekçi, tek tipçi, asimilasyoncu, zalim ve kırıcıdır. Çorum, Gazi, Malatya, Kahramanmaraş olaylarını görenler bunun tanığıdır” dedi. Zorunlu din dersleri ile Alevi çocukların devşirildiğini iddia eden Balkız’ın, konuşmasında Atatürk’ü, Pir Sultan’ı, Deniz Gezmiş’i ve Aşık Mahsuni Şerif’i anması, delegeler tarafından alkışla karşılandı.

Aleviler bir siyasi partiyi izlemiyor
Genel Kurul öncesinde gazetecilerin sorularını yanıtlayan Balkız, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP’deki yeni oluşuma bakışları ile ilgili soruya şöyle yanıt verdi: 
"Üyelerimizin siyasi görüşleri olabilir. Ancak, federasyon olarak bir siyasi partiyi desteklememiz söz konusu değil. Aleviler sandığa gittikleri zaman kendi sorunlarını çözen kişi ve partiden yana tavır sergileyeceklerdir. Aleviler sadece CHP’yi değil, diğer partileri de yakından izliyor." 

CHP'nin arkasından doğrularından ötürü gideriz
ABF'ye Başkan adayı olan Selahattin Özel ise, konuşmasında Kılıçdaroğlu'nun CHP Genel Başkanlığı konusunda etnik kimliğini  öne çıkarılmasını yanlışlığına değindi. "Biz Kılıçdaroğlu'nun arkasından etnik kimliği ve inancı nedeniyle değil, doğrularından ötürü gideriz" diyen Özel, şöyle konuştu:
"Bize sürekli soruyorlar 'bu Anayasayı kabul edecek misiniz?' diye. 141 ve 142 kaldırıldı, yerine TMY geldi; sonuç ortada. Alevilikle ilgili sonuç buna benzer olacaktır. Eğer bu ülkede barışı, sevgiyi, hoşgörüyü Alevilik açısından değerlendiriseniz, Aleviler her yangına gitti. Bizim kimseye bu açıdan borcumuz yoktur. Biz bunların karşılığında 'can' alacağımızı istemedik; tarihimiz de yazmaz bunu. Ancak hoşgörü ve mutevazılık Aleviliği köleliğe götürmüştür. Biz sadece insanlığa kul köleyiz. Alevilikle ilgili olarak siparişler var; nasıl olacağı ise yok..."

Abbas Tan etkili oldu
Daha sonra oylamaya geçildi. İki sandıkta oy kullanan delegeler, Ali Balkız’a 160, Selahattin Özel’e ise 122 oy verdiler. Adaylığını açıklayan Abbas Tan’ın, Genel Kurul’da adaylıktan çekilerek, Ali Balkız lehine çalışmasının sonuçta etkili olduğu öğrenildi. Kaynaklar, Abbas tan’ın adaylıktan çekilirken yaptığı konuşmada kimseyi işaret etmediğini ancak, beraberindeki 15 oyu Ali Balkız’a yönlendirdiğini ifade ettiler.


İstiklal Marşı krizi
Genel Kurul toplantısının Atatürk ve tüm şehitler için saygı duruşu ile başlamasına rağmen, bir delegenin “Çanakkale’de ölenler de bizim insanımız değil mi? İstiklal Marşı neden okunmadı. Ayağa kalkın İstiklal Marşı’nı okuyalım” demesi, genel kurulda gerginliğe yol açtı. Divan Başkanı Avukat Necati Yılmaz, çıkan tartışmayı bastırmaya çalışırken, “Aleviler bayrakla, Atatürk’le kavgalı değil. Hiçbir zaman da olmadı. Ancak bunları istismar ettirmeyeceğiz” dedi. Delegeler daha sonra, İstiklal Marşı yüzünden gerginlik çıkaran delegeyi alkışlarla protesto etti.

Kadının adı yok
Genel Kurul, 334 delege ile yapılırken, kadınların sayısının 30'da kalması eleştiri konusu oldu. Kadın sayısının azlığından şikayet eden bayan delegeler, “Alevilikte kadın ve erkek yan yanadır. Yüzyıllardır böyle olmuştur. Ancak, genel kurulda gördüğümüz kadarıyla, federasyon seçimlerine erkek egemen toplum anlayışı hakim. Kadın delege sayısının azlığı başka türlü ifade edilemez” diye konuştular. 

Kılıçdaroğlu, bizimle heyecan yarattı
Konuşmacılar ise, iki liste çıkmasını eleştirerek, tek liste konusunda uzlaşılmasını talep ettiler. Kılıçdaroğlu’nun “Kızılbaş ve Kürt kimliği ile CHP’nin başına geçmesinin", Aleviler sayesinde heyecan dalgası yarattığını iddia eden konuşmacılar, Ziya Halis’in yine kendileri sayesinde EDP’nin Genel Başkanı olduğunu savundular. “Alevi hareketinde okumuş, aydınlar, meslek ve para sahipleri ile gençler yok” diyen konuşmacılar, Alevi hareketinin yatay büyüdüğünü, kurumsallaşamadığını savundular. Konuşmacılar, gençler ve aydınlar ile sermayenin Alevi hareketin içine girmesi için çalışmalar yapılmasını istediler.

Delege anlaşması
Önceki gün ise, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ile Alevi Kültür Dernekleri arasında, delege sayısı konusunda tartışma çıktı. Federasyon seçimlerinde oy verecek delegeler konusunda, uzun pazarlıklar sonucunda anlaşmaya varıldı ve iki dernek arasında anlaşma imzalandı. Anlaşmaya göre, federasyon seçimlerinde Pir Sultan Abdal Derneği 81 delege, Alevi Kültür Dernekleri ise 84 delege ile temsil edildi. 
NOT: ALEVİ GÜNDEMDE ALINAN YAZIDIR.


Gönderen KENAN AKPINAR, Perşembe, 10 Haziran 2010 06:44 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haber
Kılıçdaroğlu ve Alevi dayanışması

Kılıçdaroğlu ve Alevi dayanışması

Ali Atıf BİR / Bugün

Pazartesi günü Hasan Bülent Kahraman Sabah'taki köşesinde şöyle yazdı:

"Gerçekçi olalım ve itiraf edelim. Adı CHP Genel Başkanlığı için ortaya çıktığı andan itibaren Kemal Kılıçdaroğlu'nun Aleviliği üstünden de spekülasyonlar yapılmaya başlandı. CHP'de bir Alevi'nin genel başkan olması kabul edelim ki, Türkiye'de önemli bir dönüşümdür."

Kahraman sonra da şöyle ekledi:

"Kesinlikle sağ bir parti olan, yoksul, ezilmiş, dışlanmış kesimlerle hiçbir ilişkisi bulunmayan, sadece Gürsel Tekin'in son seçimler öncesinde İstanbul'da attığı bazı adımlarla belirli toplum çevreleri ve kimliklerle ilişki kurmayı akıl eden CHP'de bir Alevi'nin genel başkan olması kabul edelim ki, Türkiye'de önemli bir dönüşümdür. Bu ne "Kılıçdaroğlu Alevi siyaseti yapar ve yapacaktır" anlamına gelir ne de herhangi bir tarafgirlik anlamına..."

Tesadüf aynı gün Milliyet gazetesinde Kılıçdaroğlu'nun "sakin güç" İstanbul seçim kampanyasını yürüten Öykü Reklam Ajans Başkanı Necati Özkan'la yapılmış tam sayfa röportaj vardı.

Necati Özkan kardeşimiz de Alevi kökenli bir vatandaşımız. Tabii ki Sünni olmak ne kadar şerefli bir olguysa, Alevi olmak da o kadar şerefli bir olgu.

Türk toplumu bu tür "yapay" mezhep gündemlerini aşmalı artık... Protestan, Protestan, Katolik Katolik, Sünni Sünni, Alevi de Alevi'dir.

Bunlar insanın dini inanç dünyasına ait kimlikler ve siyasal yaşamla mümkün olduğunca uzak olmalılar. Hele de dini kimlik üzerinde siyaset kadar "yıkıcı" birey yok.

Tam burada Hasan Bülent Kahraman'a sorulması gereken şu: Kılıçdaroğlu'nun daha ilk seçim kampanyasında Alevi bir vatandaşımızla çalışmış olması "Alevi dayanışmasına" önem verdiğini, "tarafgir" davrandığını gösterir mi?

CHP'nin AK Parti iktidarında en fazla şikayet ettiği konu "Müslüman dayanışması ile yapılan atamalar, bağlantılar değil miydi?

Eğer Nesrin Baytok'un milletvekilliğini Baykal ile olan "kasete" bağlayabiliyorsak Kemal Kılıçdaroğlu-Necati Özkan ilişkisini de neden "Alevi dayanışmasına" bağlamayalım?

Bugün - 19 Mayıs 2010 Çarşamba

 

Gönderen KENAN AKPINAR, Cuma, 28 May 2010 06:05 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haber
15. geleneksel aşuremiz şölen havasında geçti

23 Mayıs 2010 pazar günü 15.geleneksel aşuremiz bir şölen havasında geçti. dernek ve Vakfımızın yapmış olduğu Aşure geniş katılımlı ve kalabaklı katılımla oldu. Kayseri Vali Yardımcısı , Büyük şehir Belediye genel sekreteri, Kayseri Emniyet müdürü ve Kayserimziin sivil toplum kurum temsilcilerin ile güzel bir liktelik oluştu. Aşuernin önemi ve katılımcıların Ülke birlikteliğin everilen önemle aşurenin birleştirici özeliği çok daha anlamlı oldu.

Gönderen KENAN AKPINAR, Çarşamba, 26 May 2010 08:56 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haber
Alevi Bektaşi Federasyonu&#8217;nun Kongre Delegelerine,

Alevi Bektaşi Federasyonu’nun Kongre Delegelerine, Alevi  örgütlerinin Türkiye çapındaki en büyük çatı örgütü   Alevi Bektaşi  Federasyonu’nun 5. Olağan Genel Kurulu 30 Mayıs’ta yapılacak.  Bu genel kurulun, Alevi değerlerine, inancına, ahlakına ve felsefesine uygun bir biçimde yapılması, Alevilerin birliğine ve demokratik hareketine büyük katkı yapacaktır.  Yapılacak olağan genel kurul, ABF’nin bütün bileşenlerini kucaklayan bir anlayışla hareket ederek, Pir sultan Abdal Kültür Dernekleri’ni, Alevi Kültür Dernekleri’ni, Köy derneklerini ve Bağımsız Dernekleri de kucaklayacak bir yönetimi oluşturabilmelidir. Bu anlayış ile hareket edilirse Türkiye’deki Alevilere karşı örgüt sorumluluğumuzu yerine getirmiş oluruz.  Bu anlayışın hâkim olması ancak ve ancak Alevi Bektaşi Federasyonun yapılacak olan 5. Olağan Genel Kurulu’nun seçimlere ortak bir liste ile yani çarşaf liste ile gitmesiyle mümkün olacaktırTek liste (blok liste)  ile seçime gidilmesi sadece ve sadece bir kurumu iste)  ile seçime gidilmesi sadece ve sadece bir kurumu temsil edecektir bu da gelişen Alevi örgütlerini kucaklayan değil, Bağımsız Dernekleri ve bazı kurumları dıştalayan bir sonuç yaratacaktır.Böyle yapılacak bir kongrede, Alevilerin ülke ölçeğinde temsili sağlanamayacaktır.  Alevi örgütleri küçültülmüş olacaktır.  Ortak (Çarşaf ) liste ile ABf  delegeleri, Türkiye gündemini oluşturan Alevilerin birlikteliğine sahip çıkılmış olur. İçinde bulunduğumuz koşuları iyi tahlil ederek sadece ben anlayışında uzak durarak; biz duygusundan hareketle her kesimi kucaklayan bir anlayışla AABK Cumhuriyetçi Eğitim Vakfıyla; AVF ile güçlü ilkeli bir birlik için çalışma zemini oluşturulur. Yalnızca ben anlayışı ile hareket edilirse ülke nüfusunun üçte birini oluşturan Alevilerin birliğinin sağlanması mümkün olmayacak, tarih de bizi affetmeyecektir. ABF’ nin 5. Olağan Genel Kurulu’nun yapılacağı bu süreç önemli bir süreçtir. Eğer doğru tahlil edilirse birliği sağlayan kanat önderleri Alevi toplumunun gönlünde taht kuracaklardır.  Alevi kimliği taşıya gerek Köy dernekleri ve gerekse diğer dernekler mutlaka ABF’nin örgütlü yapısı içinde yer almalıdır. Kurum başkanları kendi menfaat ve çıkarlarını bir kenara bırakmalı Alevi kimlik ve çıkarını temsil konusunda hem fikir olmalıdırlar. Benim şu kadar taraftarım var, yada Alevilerin bu kadarını temsil ediyorum doğru bir anlayış değildir. Bu anlayış Alevilerin birlik, paylaşım, felsefe ve sevgi anlayışına ters bir anlayıştır.  Değerli delege arkadaşlarım, Bizler ABF’nin güçlü olmasını istiyorsak, Türkiye’de ve dünyada, sosyal, siyasal talepleri için eğer örgütlü olmasını istiyorsak, o zaman blok liste değil çarşaf liste ile genel kurul yapmalıyız. Bu Alevilerin birliği için tarihi bir zorunluluktur. Alevi inanç yapısında insan sevgisi kadar İnsanın birliği de önemlidir. Hiç bir ayırım gözetmeden bütün insanlara aynı nazarla ve aynı gözle bakar anlayışı ile hareket etmeliyiz. Federasyonumuzun 5. Olağan Genel Kurulu’nda gelin hep birlikte olalım. Pirimiz Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin dediği gibi “iri olalım diri olalım bir olalım” yine Pir Sultan Abdal’ın dediği gibi “Gelin canlar bir olalım.”  Sizlerin de bu anlayışla hareket edeceğinize inanıyorum.Saygılarımla   Kayseri Hacı Bektaşı Veli kültürünü Araştırma Yaşatma Dayanışma Derneği adınaBaşkan Kenan AKPINAR  

Gönderen KENAN AKPINAR, Çarşamba, 26 May 2010 06:12 Yorumlar(0), Hepsini Oku
 
Yaygara
Yaygaları görmek için üye olmalısınız.
 
 


GGPortal ©2009 ggportal.com
Bu safya 0.64336 saniyede 16 sorguyla oluşturuldu